16 Eylül 2015 – Eylül’le Gelen

Timur 6.5 aylık. Dün dişi patladı. Onbeş gün evvel bizi korkuttu ufaklık. Rutin check-up’ta, ultrasonda, karaciğerinde bir kitle gördüler. MR istediler ama biz genel anesteziden çekindik. Kanda AFP baktılar (tümör taramasıymış) ve değer gayet iyi geldi. Ama tabi karaciğerde bir kitle var, ne olduğu belirsiz. Tamamen beyaz renkte olsa önemsizmiş ama bu yer yer siyah. Biz bunu kan testleri ve ultrasonlarla takip edeceğiz bir süre, duruma göre MR baktıracağız. Umarım temiz çıkacak.

Böyle kısa kısa yazıyorum ama tabii o tarihten itibaren kendimi toparlayabilmiş değilim. Üstüne bir de bitmek bilmeyen şehit haberleri, Güneydoğu’da Kürtlerin çektiği çile ve Suriye’li mültecilerin perişan halleri, Ege ve Akdeniz kıyılarına vuran çocuklar… Çok çok can sıkıcı, karanlık bir dönemden geçiyoruz. Dengede kalmak çok zor. Ben de gündelik hayatın rutin işlerine sarılmış durumdayım.

Evde grip var. Önce ben, sonra Osman ve şimdi de İnci hastayız. Önümüzde on günlük bayram var, okulumuz tatil, evde iki çocuk napacam, derken, İnci ateşlendi, bugün okula gidemedi. Bakalım yarın nasıl uyanacak, yine ateş varsa, biz buradan bayrama bağlanırız sanırım. İyi tarafından bakarsak, kalan üç kilo fazlamın yarısını bırakırım herhalde :)

Timur katı gıdaya başlayalı beri toparladı gibi, yüzde 3’lerde giden kilosu yükseldi. Bir sonraki doktor ziyaretinde göreceğiz bakalım. Bu arada son bir haftadır Dora’yı izlemeye, onunla ilgilenmeye, ona gülmeye başladı. Bir de geçen gün İnci ve Osman kanepede yastık savaşı yapıyorlardı, Tim de benim kucağımda oturmuş onları izlerken resmen kıkır kıkır güldü. Sanki onun bir oyun olduğunu bilip de oyuna katılmak ister gibi. Çok hoşuma gitti. 6 aylık bir bebek artık biraz da çocuk oluyormuş demek ki :) Zaten çok güzel kıkırdıyor, bayılıyorum. Her gün az az gıdıklıyorum onu, o da kıkırdıyor tatlı tatlı…

Ne güzel nefes çalışıp yoga yapıyordum, Timur’un check up’ıyla hepsi suya düştü. Zor zamanlarda beni kısa vadede en kolay yatıştıracak ama orta ve uzun vadede beni aşağı çekecek şeylere sarılıyorum. Mesela çay, kahve, karbonhidratlar, eskiden olsa sigara, alkol vb. Üstüne de hastalandım, öksürmekten nefes alamıyorum :( e bir de bayram var önümüzde, iki çocuk evde, çok yorulacağım. Yani işte epey büyük bir ara girdi malesef…

Bu ara kafamı kurcalayan şey şu, Doğan Cüceloğlu kitaplarında bahsediyor ya, bizim memlekette herşey -mış gibi, -mış gibi hayatlar yaşıyoruz. Özensiz işler, şişirme, kalitesiz… Bu beni çok rahatsız etmeye başladı. Mesela geçen gün Timur’u pusete koydum yürüyorum, bir baktım yeni bir mağaza açılıyor, işçinin biri merdivenlerin yanına rampa yapıyor, engelliler ve pusetliler için. Ama rampanın yere açısı 80 derece falan. Yani ne pusetli, ne tekerlekli sandalyede birinin destekle dahi oraya çıkma ihtimali yok. “Hayırdır,” dedim, “dağcılık mı yapılacak burada?” “Yap dediler yaptık abla,” dedi. Doğru işte, yap-mış olmak için yapılmış bir iş daha.

Yaptığım işi nasıl daha iyi yapabilirim, kafasına geçmek istiyorum. Şu anda ev işi ve çocuk bakımı ile meşgulüm, bunları nasıl daha iyi yaparım, şişirmeden, hakkını vererek… Hele ki evde bu disiplini kurabilmek çok zor. Tabi ben temizlik hastası olacak değilim şimdi, daha çok çocuklara daha iyi ebeveyn olabilmek hedefim. Küçük küçük adımlarla. Eğer elimdeki işi en iyi şekilde yaparsam, bulunduğum kabı doldurursam, su taşacak ve bir sonraki kabı doldurmaya başlayacak, yani ben bu oyunda bir sonraki level’a hakkıyla geçmiş olacağım.

Hayatıma hala sokamadığım ve sokmak istediğim ama bunun için aktif bir çaba göstermediğim, üşengeçliğin ve ertelemenin eteklerinde sürüklendiğim bazı işler var. Çöp ayrıştırmak, gönüllülük esasına dayanarak yaptığım düzenli bir iş (haftada bir saat dahi olsa), her gün yoga ve nefes vb…

İşte böyle. Sanırım bunları isteye isteye, yapamaya yapamaya yaşlanacağım. Ya da umarım HAYIR :)

 

Günlük kategorisine gönderildi | 16 Eylül 2015 – Eylül’le Gelen için yorumlar kapalı

7 Agustos 2015 – Notlar

Not: Androidden yazdigim icin hatalar affola…

Hatirla bunu: yeni birsey ogrenmek icin hevesin kalmamissa yaslaniyorsun tugce… Icin sogumus hayattan, yasama hevesin kalmamis, tek ayak cukurda. Ne yap et, yeniden merakini uyandir, hevesini geri kazan ve yas almis bir genc ol yine

 

Günlük kategorisine gönderildi | 7 Agustos 2015 – Notlar için yorumlar kapalı

4 Mayıs 2015 – İlaç Gibi Bir Kitap – Masal Terapi

Judith Malika Liberman’ın Masal Terapi kitabını okuyorum.

Liberman okura, bu kitabı bir pusula olarak kullanmasını önermiş. “Kafa karışıklığı yaşadığında, kararsızlığa düştüğünde, kitabı eline al, herhangi bir sayfasını aç ve oku, okuduğun bölüm üzerine düşün, mutlaka kafanı kurcalamakta olanlara dair cevapları bulacaksın,” demiş. Bu benim de sık sık başvurduğum bir metot aslında. Yani ben de kafam çok karışık olduğunda (ki sık sık yaşarım bu hissi) herhangi bir kitapçıya girer, ilgimi çeken herhangi bir kitabın herhangi bir sayfasını açar ve okurum. Genelde, aradığım yanıt o satırlar arasında karşıma çıkar. Enteresan ama bir şekilde gerçekten işe yarıyor. Deneyin, görün.

Masal Terapi’yi de bu şekilde, yazarın önerdiği yöntemle okumaya karar verdim. Önce düşüncelerimi topluyorum, içime bir bakıyorum, o anda aklımı kurcalayan ne, buluyorum, sonra odaklanarak herhangi bir masalı okuyorum. Aradığım yanıt, masalın içindeki önermede gizli oluyor (ki yazar masalın önermesini de her masalın sonunda, ayrı bir bölümde açık ve net veriyor size)

Masal seçerken kafamdaki soru şuydu: Hayatta ne yapmalıyım? Doğumdan sonra kendimi yine kaybolmuş hissettim. Koşullar değişti. İki çocuk, ailemiz büyüdü. Benim önceliklerim değişti. Yoga alanında yürümeye devam edebilecek miyim, bu ailemiz ve benim için en doğru yol mu? İki çocuk ile bu alanda çalışabilecek miyim (akşam saatlerinde ve haftasonları çalışmam ailemi zorlar, ama yoga derslerine olan talep genelde bu saatlerde -mi acaba? -) Bu alanda çalışarak aileme ve kendime ne kadar katkı sağlayabileceğim? Yoksa, turizme geri mi dönmeliyim? Bu şekilde ailem ve kendim için daha yüksek katkı sağlayabilir miyim? vb..

İlk okuduğum masalın önermesi ise aynen şöyle: Odaklan, kendini ada!.. İster büyük, ister küçük TEK birşey bul, ona odaklan, vazgeçme, zihninin dağılmasına izin verme. Bir öğretiden diğerine geçme. Hiçbirinde, ancak zaman, sabır ve tekrarla oluşabilecek derinliği ve zenginliği göremezsin.

Ee ne diyorsunuz… CUK!

Şimdi nasıl olur da inanmam kitaplardan, masallardan fal tutmaya?

Masallarıın sonunda yazar sana birtakım alıştırmalar da veriyor. Benim seçtiğim masalın sonundaki alıştırma şöyleydi: bu kitaptan herhangi bir sayfayı seç ve o sayfadan kendine bir mantra seç. Uyguladım, benim mantram şu oldu: “Bugün günü kurtardım, yarın da günü kurtarırım.” Önceki yazılarımdan hatırlarsınız, endişe kumkuması hallerimi, gelecekte takılı kalmış zihnimi… Bu mantra gerçekten benim mantram!..

İşte, bugünün masalı, önermesi ve mantrası böyleydi. Eve geldim, Timur’un uyuduğu yarım saatlik zaman dilimini fırsat bilerek yoga matıma gittim.

Son zamanlarda mattaki halim çok komikti. Pratiğim Yoga’nın çok uzağındaydı, farkediyordum. Öncelikle zihnim inanılmaz meşguldü. Adeta milyonlarca parçaya bölünmüş gibiydi. Bir parçası, “şimdi Timur uyanacak,” diye takılmış, mantra gibi zihnimde bu cümle dönüp duruyordu. O zaman işe acele karışıyordu tabi. Bir an evvel yoga yapmalıyım. Bir an evvel ağrıyan, kasılmış yerlerimi gevşetmeliyim, bir an evvel… Aa, bir bakıyorum, nefes yok, pozlar var, nefes yok. Tık nefes… Zihnim, düşünce salatası, tam bir pazar yeri.

Bu kez mata giderken kendime şöyle dedim: “Tuğçe, odaklan, kendini ada! Dün de günü kurtardın, bugün de, o halde yarın da günü kurtarırsın, hiç takılma!..” İşe yaradı, işe yaradı :) Pozlarda en az beş nefes durarak, gevşek merkezi, uzama ve genişlemeyi araştırarak uyguladığım pratiğim bana ilaç gibi geldi…

Yoga seni seviyorum…

Günlük kategorisine gönderildi | 4 Mayıs 2015 – İlaç Gibi Bir Kitap – Masal Terapi için yorumlar kapalı

27 Nisan 2015 – Pazartesi – Inci ve Telepati

(Yine akilli telefondan yaziyorum, Turkce karakter kullanmayacagim, kusura bakmayin)

Inci benim zihnimi okuyabiliyor. Giderek buna daha da inaniyorum. Bir kere ruh halimi hep anlar, konusmaya basladigindan beri. Ornegin, birlikte sohbet edip oyun oynadigimiz bir gun benim aklima bir an birsey geldiydi ve bizimki aninda “Anne niye uzuldun?” diye sormustu. Cok ta ufakti daha. Herhalde aklimdan gecen yuzume yansidi, Inci de anladi, demis, gecistirmistim.

Ama sonra defalarca buna benzer seyler yasadik. Gecen gun, ailecek kahvalti ediyoruz, ben Timur’u emziriyorum, Osman cep telinden birseyler bakiyor, aklimdan bi an cep telime uzanmak gecti, Inci aninda babasina, “baba annemin telefonunu ona verir misin?” diye sordu. Hadi, bu da olabilir, tesaduf…

Bir baskasi… Haftasonlarimiz cok zorlu gecebiliyor, mesela dun zor bir gundu, cok yorgun hissettigim bir anda, durduk yere Inci ne dese begenirsiniz, “Anne bence Hafize gelsin artik” Yani inanilir gibi degil, Hafizanim yedi ay once isten ayrildi ve yedi aydir Inci onu gormedi, ustelik bizimleyken Inci oyle ona duskun de degildi, cunku ben de evdeydim. Tamam, hadi belki Osman’la aramizda bir konusmada adi gectiyse duymustur da, tam yerinde cuk diye kullandi, o da ilginc..  Bunlara benzer baska olaylar da var, keske yazsaymisim, hep unuttum.

Ama bir tanesi var ki, iste o tuylerimi urpertti. Son donemde birkac tane kanser haberi aldim. Cok uzuldum. Ve gecen gun aklimdan sunu geciriyordum: Allah korusun, bana bisey olsa, cocuklar vs, anladiniz iste… Inci de yanimda oyuncaklariyla oynuyor, bir anda bana dondu ve: “korkma annecim o zaman biz seni hastaneye gotururuz” dedi… Honk diye kaldim. Kanim dondu resmen. Iste bu bana gore tesaduf vs olarak aciklayamayacagim, net bir zihin okuma.

Siz ne dersiniz?

Günlük kategorisine gönderildi | 27 Nisan 2015 – Pazartesi – Inci ve Telepati için yorumlar kapalı

23 Nisan 2015 – Perşembe – İki Çocuklu Hayat

Üç dört gün içinde Timur tam iki aylık olacak. Bugün bize gülümsedi. Ya da ona benzer birşeyler yaptı. Bazı günler tam bir kaos halinde geçiyor, bazı günler daha keyifli. İki çocuklu olmak kolay diyemem. Bununla beraber, zaman zaman çok da eğlenceli. Yani karmakarışık duygular içindeyim. Geçen bir blogger anne durumu çok güzel ifade etmiş, her an küfretmekle şükretmek arasında gidip geldiğin tuhaf bir durum, annelik.

Lohusalık tam geçmedi herhalde, duygusal, evhamlı, endişeliyim. Genelde, ya çocukların başına bir iş gelirse diye evhamlanıyorum, bazen de kendim veya Osman için tasalanıyorum. Endişeli olmak çok rahatsızlık veren bir ruh hali. Böyle zamanlarda hemen ana davet ediyorum kendimi. Düzenli yoga ve meditasyon şart!

İki çocuğa, yardım almadan bakıyorum, bakabiliyorum. Yine de akşamları İnci okuldan döndükten sonra, özellikle saat 6 ve 8 arası, tek başına idare etmek imkansız. O vakit Osman imdadımıza yetişiyor. Çünkü her an bi kriz patlak verebiliyor. Bir kere, bu iki saat zarfında Timur en yüksek perdeden ve durmaksızın ciyaklıyor. Gaz sancıları tam gaz… E İnci de bir yerden sonra zıvanadan çıkabiliyor, ki çocuk haklı, ben bile katlanamıyorum bazen. İşte o anlarda S.O.S veriyorum, Osman devreye giriyor, ikisinden birini devralıyor.

24 saat boyunca kucağımda 5 kiloluk bir karpuzla (Timur) dolaşıyorum. Bu nedenle belim sorun çıkarmaya başladı malesef. Bugün çok sancım vardı. Umarım kilitlenmez yine. Son senelerde iki üç senede bir, üç gün yatırıyor beni. Bu kez yatma lüksüm yok gibi.

Timur ilk günden beri tam gözlerimizin içine, bebeğine bakıyor. Çok garip, İnci ile göz teması kurabilmek için bir iki ay beklememiz gerekmişti. Bu çocuk niye bana bakmıyor diye dertleniyordum. Zaten İnci ilk doğduğunda fokuslanamıyordu, epey bir şaşıydı. Sonra zamanla geçti, bebeklerde normalmiş. Timur hiç şaşı olmadı ama ara ara meme emmek için heyecanlandığında falan mesela, şaşı bakabiliyor, çok komik oluyor.

Artık yavaş yavaş gezmelere başladık. Mesela, bugün 23 Nisan, İnci’nin okulu tatildi. Hava epey soğuk ve yağışlı olduğundan Maltepe Park AVM’ye gittik. CookShop’ta kahvaltı ettik. Orayı seviyoruz. Servis on numara, yemekler de lezzetli.

Aslinda, bir mekana notunu vermek için, işler ters gittiğinde nasıl hareket ediyorlar, gormek gerek. Biz Maltepe Park AVM’deki CookShop’a notunu verdik… Nasil mi? Bir aksilik yaşadık; İnci’yi tuvalete götürmüştüm, sifon su akıtıyordu foşur foşur, ben taharet musluğu açık kaldı sandım, musluğu kapayım derken meğer açmışım. O kadar tazyikliydi ki su, hem İnci’yi hem beni ıslattı. İnci’nin kıyafetlerini değiştirebildim de ben ıslak kotla kalakaldım. Şikayet ettim tabi. Özür dilediler falan. Kahve ikram etmek istediler, çok çay içmiştik, gerek yok dedik . Sonunda hesabınız yok, demesinler mi!.. Kallavi sabah kahvaltısı bedavaya geldi. Neşelendik, çıktık :) Hemen o parayı alışverişte gömdük… İnci’ye iç çamaşırı çorap, Timur’a emzik aldık. CookShop’u bu yüzden seviyorum. Bu tip şeyleri Four Seasons gibi markalar sık sık yapar ama CookShop’un da misafir memnuniyeti açısından bu kalibrede olduğunu görmek hoşumuza gitti, artık her hafta şikayet edecek birşey bulur, kahvaltıyı bedavaya getiririz :p şaka şaka…

Bazı yerlerde servis o kadar kötü ki, ağlamak istiyoruz. Mesela adı “M” ile başlayan bir dondurmacı var, hadi tam isim vermeyeyim. Oraya da ara ara kahvaltıya gideriz, bir çok şubesine gittim, hep aynı. Berbat! Yani yemekler lezzetli de servis berbat. Hele bir olay yaşadım ki akıllara zarar. Menemen sipariş etmiştim. Çatal bıçak servisi açtılar, menemeni servis ettiler. Ben de çatalla yemeğe başladım. Tam yerken arkamdan, başımın üstünden bir el uzandı, ve menemenime bir kaşık sapladı. Aa!.. Bu nedir yahu? Kaşığı vereceksen tabağın yanına koy, ben yemeğe başlamışken menemene saplamak da neyin nesi??? Ve bu hareketi bir başka gün yinelediler… Yuh!.. Dedim napıyorsun??? E menemeni kaşıkla servis ediyoruz, diyor. İyi de kardeşim yemeğime ne kaşık daldırıyon…  Bön bön bakıyor, sanki çok garip birşey söylemişim gibi.

Ay bugün komik birşey daha oldu. İnci’ye iç çamaşırı aldığımız mağazadan çıkarken alarm öttü, İnci önden fırlayıp gittiydi. Tezgahtar geldi, bizden bir daha geçmemizi istedi, ben geçtim pusetle, yok ötmedi, Osman geçti, yok o da ötmedi. Sonra İnci’yi çağırdık, o geçti, aa o da ne İnci ötüyor… Meğer bizim hatun beğendiği bir kutuyu almış elindeki poşete indiragandi. O da alışveriş yapıyor yani, bizden özenmiş :) Neyse, kutuyu bıraktık, İnci’ye neden her istediğini poşetine indiremeyeceğini açıkladık, olay tatlıya bağlandı…

İşte böyle. Ya ben ne diyordum? Ha, iki çocuk… Yapın yapın çok iyi birşey… (yapın da gününüzü görün hehehe)

 

 

Günlük kategorisine gönderildi | 23 Nisan 2015 – Perşembe – İki Çocuklu Hayat için yorumlar kapalı

4 Nisan 2014 – Cumartesi – İnci ile Timur’un Karşılaşması ve İlk 40 Gün

İnci’miz üç yaşındayken, Oğlumuz Timur, 27 Şubat 2015, Cuma günü, sabah saat 8:03’te dünyaya geldi. Kilo:3240 gr, Boy: 51 cm.

İnci ve Timur’u tanıştırmayı, İnci’nin doktoru Prof. Dr. Yıldız Perk’in önerdiği gibi yaptık, çok ta başarılı oldu. İnci’ye iki gün anneannede kalacağını, bizim bir iş gezisinde olacağımızı, pazar sabahı onu anneanneden alacağımızı söyledik. Böylece, hem ben doğumun ardından ilk iki günü sadece Timur’a ayırabilecektim (ki bu bir yenidoğan olarak Timur’un en doğal hakkıydı), hem de İnci’yi tüm hengameden uzak tutmuş olacaktık. En sancılı dönemimde benim için endişelenmeyecekti, tüm gelen gidenler Timur için olacağından kıskançlık ta duymayacaktı.

Hastaneden çıkacağımız günün sabahı, Osman İnci’yi almaya gitti, yolda ona Timur’un artık her an gelebileceğini söylemiş. Ben İnci’yi giyinmiş ve ayakta karşıladım. Timur hemşirenin kucağındaydı. Yani ilk resim, yatakta gecelikli bir anne ve kucağında meme emen yabancı bir bebek olmadı! Timur’un beşiğine İnci için aldığımız hediyeyi koymuştuk, İnci de elinde Timur için bir hediye ile geldi. Hediyeler değiş tokuş edildi. Aile fotoğraflarımız çekildi. İnci sanki yabancı bir çocuk için ordaymışız gibi hissetti, bir ara bana “Anne’cim Timur’un anne babası nerde?” diye sordu :)

Ve böylece eve geldik. Eve gelen giden misafirimiz pek olmadı. Bu aslında bizim avantajımızaydı bence. Günlük hayatımıza çarçabuk geri dönmüş olduk. Vay canına, bugün itibarıyla 36 günü devirmişiz bile.

İki çocukla hayat nasıl mı? Zor!.. Gerçekten zor. Timur’un yoğun gaz sancıları var. Akşamları 3 saat kadar kucakta ağlıyor. İnci tabi hafif hafif kıskanmaya başladı.” Anne beni Timur gibi taşı, anne beni de içine sok” (wrap sling’e girmek istiyor). Geceler çok hareketli. Timur benim yanımda yatıyor, İnci yan odada. Osman üst kata kaçtı, salonda takılıyor. Gece boyunca bir Timur uyanıp emmek istiyor, tam o uykuya dalmışken, bu sefer İnci uyanıyor, yanıma gelmek istiyor. Ben onu kucağıma alıp yatağına götürüyorum ve o uyuyana dek yanında yatıyorum, o sırada ben de uyuyakalıyorum tabi ama içerden Timur’un ağlama sesiyle kendime gelip yan odaya koşturuyorum.

Tüm bu zorlukların arasında bir sorunumuz daha var ki o da İnci’nin tuvalet eğitiminin hala devam ediyor oluşu. Tam altı aydır çalışıyoruz. Son altı ayda hayatımızda birçok şey değişti, taşınma, gebelik, yeni okul, kardeş… Belki de sebep bunlar, bilemiyorum, belki de hazır değildi İnci, ben acele ettim. Ama sonuç olarak hala “anne çişim var” diyemiyor. Ben oturtmuşsam, çişini tuvalete yapıyor ama es kaza çişi varken ben onu oturtmamışsam da direk altına yapıyor. Kısacası, her gün en az iki üç kaza var. Her gün çamaşır makinemiz çalışıyor. Kıyafetler eridi artık resmen. Herşeyimiz çiş kokuyor.

Aksilik bu ya, Osman’ın uzun zamandır katılmak istediği bir eğitim programı da bu döneme denk geldi. Kırkımız dolmadan on günlük bir eğitim için Prag’a gitti. Annem yardıma geldi, bende kaldı, elbette, ama aynı şey değil. Bir kere annem artık yaşlandı, onu yormak istemiyorum (ama yine de çok yoruldu), tabi Osman’ın yaptığı bazı şeyleri annem yapamadı, mesela İnci’yi okula götürüp getirmek (benim araba koltuğu takıntımdan ötürü), Dora’yı çişe çıkarmak gibi. Babam da evde yalnız kalamıyor, sanırım kaygı duyuyor bundan. Bizde de kalamadı, kanepede uyuyamadı. Sonuçta yarı annemlerde, yarı bizde kaldık. Ama annemlerin evi iki çocuk, bir köpekle kalmaya müsait değil. Ben günde dört kere, hem Timur’u, hem İnci’yi arabaya indir, bindir, ikisinin de gülle gibi çantalarını taşı, helak oldum. Güya lohusayım :)

Bu arada Dora da kum döküyormuş, o da çişlerini eve yapmaya başlamasın mı!.. Kabus!

Ama neyse ki dün Osman döndü, eğitimi çok başarılı geçmiş ve sertifikasını almış. Biz de düzenimize dönmüş olduk.

Şimdi Dora tedavi görüyor, bu süreçte de pansiyonda kalıyor. Tedavisi tamamlanınca onu da eve getireceğiz ve herşey yoluna girecek, umarım.

Şu anda hayat gerçekten zor, bununla beraber, şükürler olsun ki iki evladımız da sağlıklı sıhhatli.  BlogcuAnne’nin bir yazısı vardı, tünelin ucu ışığa çıkıyormuş, işte bana dayanma gücü veren de bu, ee n’aparsın umut dünyası!..

Günlük kategorisine gönderildi | 4 Nisan 2014 – Cumartesi – İnci ile Timur’un Karşılaşması ve İlk 40 Gün için yorumlar kapalı

5 Şubat 2014 – Özlem

Not: akilli telefondan yaziyorum, turkce karakter ve imla hatalarini mazur gorunuz…

Ikinci cocugumuzun dogumuna haftalar kala icimde kapana sıkışmışım gibi bir his belirdi. Gecmisteki “ben”e bir ozlem duyuyorum.  Halihazirda, oturup dusundugumde, hayatta yaptigim en guzel sey banka sonrasi sacmalamalarimdi, diyorum. Ailemin evinden tasinmam, Hera Bar ve Kirinti’daki garsonluk gunlerim ve bittabi Royal Caribbean gunleri… Uc bes seneye bir omurluk ani sigdirmisim. Oysa simdi hayat korkutucu derecede siradan, ciddi… (ama yanlis anlasilmasin, cok ta mutluyum, garip bir ikilem bu, hem cok mutluyum hem de iste kapana kisilmis gibiyim. Nankorluk yapmaktan cok korkuyorum, o yuzden bin kere sukurler olsun bugunku halime) Bu arada, o macerali gunlerin icindeyken de oyle hersey kusursuz, sorunsuz degildi. Hatta, mesela gemiyi dev bir çöp konteyniri olarak gordugumu hatirliyorum. Gemiden kurtulmaya can atiyordum. Ama, sanirim insan bir donup gecmise bakinca aci hatiralar silinmis gitmis, sadece guzel anilar kalmis oluyor. Bu mantikla, mutlaka ki ilerde donup bu gunlere baktigimda da ayni duyguda olacagim…

Aslinda, ihtiyacim olan sey biraz gezmek sanirim. Kendimi bulundugum yere cakilip kalmis gibi hissediyorum. Benim biraz gezip tozmaya, yeni yerler gormeye ihtiyacim var 😉

Günlük kategorisine gönderildi | 5 Şubat 2014 – Özlem için yorumlar kapalı

5 Aralık 2014

Sabahları yoga, nefes ve meditasyon pratiğim devam ediyor. Önce Chandra-Namaskar ile ısınıyorum, ardından bir iki adet Suryanamaskar A, ayaktaki pozlar, bir adet oturarak öne eğilme (bunu Yin gibi yapıyorum), aralara Hamile Yogası pozlarından serpiştiriyorum. Kısa kısa Nadi-Shodhana, Meditasyon ve Savasana ile bitiriyorum. Toplam 40 dakika…

(Şimdi, buna bir eklemem olacak – 2-3 haftada bir bakım!..)

Yoga Şala’da çalıştığım için bir takım haklarım var. Workshop’larda 20% indirim alıyorum. Bugün ilk kez bu hakkımı kullanarak bir Workshop satın aldım, hem de hep tanımak istediğim bir kişiden – Michael Saunders – Active Inactivity Workshop. Zeynep Aksoy da TT esnasında bu Hoca’dan övgüyle söz etmişti. Bir adet Workshop’ta daha gözüm var, bakalım… Yara Ulcay Hoca’nın özellikle tavsiye ettiği bir kişi, Sergio Carvalho. Ama o Slow Power Vinyasa verecek ve Workshop Ocak sonunda. E ben Şubat sonu doğuruyorum. O nedenle, emin değilim, katılabilecek miyim, zaman gösterecek.

Dün şeker yüklemem yapıldı, 26+1’de. Ayrıntılı ultrason da yapıldı. Herşey yolunda. Timur’un bir iki resmini verdi Dr Herman, Osman da ben de aynı şeyi düşündük, İnci’nin ultrason görüntüleri ile tıpa tıp aynı. Sanırım çocuklar birbirine benzeyecek :)

Normal doğum şansım var mı diye, bir kez daha sordum, çok riskli, olmaz, dedi. İlk doğumum, malum, sezaryen ve sadece 2,5 – 3 yıl önce gerçekleşti, bu yüzden önermiyor.

Şu durumda 39 hafta dolmadan Timur doğmuş olacak, inşallah. 1 Mart, dedi, gerçi bu tarih Pazar’a denk geliyor, belki 2 ya da 3 Mart olabilir. Çok az kaldı, yaklaşık 2,5 ay sonra ikinci çocuğumuz geliyor… Çok heyecanlı. Bu arada, halihazırda tam 10kg almış bulunuyorum.

Günlük kategorisine gönderildi | 5 Aralık 2014 için yorumlar kapalı

3 Aralık 2014 – Ayurveda

Güzel gelişmeler…

1- Tam 3 gündür her sabah 6’da kendi yoga pratiğimi yapabiliyorum. Muazzam iyi hissettiriyor bana kendimi.

2- Hani şu Home Office çalışma olayı vardı ya, dün son bir Skype yaptık. Vergi olayını nasıl çözeceğimiz hususunda anlaştık, el sıkıştık, kısmetse Ocak 2015’te başlıyoruz…

3- Evdeki yardımcım sigortalı iş buldu ve gitti. Biraz fazlaca yoruluyorum ama, en azından param cebimde kalıyor. Bebek gelene kadar böyle idare edeceğim, sonra birine bakacağım.

4- İnci’min altını açtık, iki hafta oldu, Anne çişim geldi derken paçalarından salıyor :) ama tuvalete de yaptığı oluyor arada :))) En azından tuvaletten korkma, kakasını tutma, kabızlık gibi beni esas korkutan şeyler yok, çok şükür. Bu arada, yine öksürük başladı. Akşamları ballı ılık süt, sabahları da geceden beklettiğim içi oyulmuş kara turp+bal ikilisinden veriyorum. Umarım yakında atlatırız…

5- Michael Saunders’ın bir Workshop’una katılıyorum 😉 ”

Gelelim bu yazının esas konusuna:

Geçen gün burada (Yoga Şala) vücut tipi Pitta/Vata olan bir danışanın Ayurveda seansına çevirmen olarak katıldım. Büyük ihtimal ile ben de Pitta/Vata’yım, diye düşünüyorum. İnternette bir test aldım, Vata:66, Pitta:71, Kappha:32 çıktı.

Vata – hızlı hareket eder, tezcanlı, ince yapılı / Pitta – orta yapılı, sabırsız, çabuk alev alan ateşli bir kişilik yapısı, öğün atlayamama, güzel iştah… yani ben!..

Bizde hava ve ateş elementi çok yüksekmiş. O nedenle bunu dengelemek gerekiyor.

Genel prensipler şöyle:

– Çiğ sebze ve meyve yerine pişmiş tüket (salataları sınırla)

– Soğuk yemek yerine ılık ve sıcak ye (buzdolabından yeni çıkmış meyve, yoğurt, su vb. tüketme)

– Ateşli kişilik yapısını azdıran acı, bol baharatlı gıdalardan uzak dur (kırmızı pul biber, fazla zencefil hatta roka, tere, çiğ soğan ve sarımsak, vasabi vb.)

– Herkese uygun: zerdeçal çayı tüket (sıcak suya biraz zerdeçal ekle ve iç)

– Kimyon, kişniş, rezene çayı iç

– Herkese uygun: mayalı ekmek ve rafine şekerden uzak dur. Kendi ekmeğini kendin yap, ARPA UNU bulabilirsen çok iyi, bazlama, krep gibi mayasız seçeneklere yönel.

– Vata’nı ve zihnindeki Ateş elementini dengelemek için  “grounding” yani topraklayıcı egzersiz yap. Yoga süper bir seçenek, ama Vinyasa, Power Yoga gibi yüksek tempolu/enerjiyi de yükseltici seçeneklere değil, Yin/Hatha gibi topraklanmanı sağlayacak daha yavaş tempolu seçeneklere yönel. Bir de yarış psikolojisi ile ya da “continuous self improvement – yani sürekli kendini geliştirme çabası ve kendin ile yarış içinde olma hali”nde yoga yapma, sadece düzenli yoga yap. Regl dönemlerinde Yoga yapma.

– Dengeleyici, sakinleştirici Pranayama(Nefes Teknikleri) ve Meditasyon çok faydalı

– Protein ve hayvansal gıdaları sabah ve öğlen tüket, hayvansal gıda seçerken organik olmasına özen göster

– 3 ana öğün ve iki ara öğün ye, ancak dakikası dakikasına aynı saatte. Gün boyu atıştırır halde ASLA olma! Sabah 7:00, Ara 1 – 10:30, Öğlen 12:30, Ara 2 – 16:00, Akşam 19:00 ideal!

– Yemek ile meyve tüketme (meyve suyu da) – Meyveyi ya yemeklerden 30 dk önce ya da 2 saat sonra tüket.

– Kinoa, Karabuğday çok faydalı

– Mercimek, fasulye, nohut, yoğurt gibi gaz yapan yiyecekleri kimyon ile tüket

– Fazla citrus (limon, sirke, greyfurt, portakal) tatlarından uzak dur, ateş elementini yükseltir.

– Nane, fesleğen, kekik, maydonoz çok faydalı

– Kuru meyve yiyebilirsin.

Bugün bir başka misafirin daha Ayurveda seansına katılacağım…

 

Günlük kategorisine gönderildi | 3 Aralık 2014 – Ayurveda için yorumlar kapalı

1 Aralık 2014

Bu sabah bir mucize oldu. Saat altıda uyandım ve 40 dakika Yoga yaptım, sonunda Savasana bile vardı :)

Günlük pratiğimin, sağlıkla, keyifle, neşeyle, kolayla devamı için neler mümkün…

Günlük kategorisine gönderildi | 1 Aralık 2014 için yorumlar kapalı