23 Ocak 2017 – Kadercilik ve Yeni Dünya Öğretileri Üzerine

Kader var mıdır, yok mudur? Geleceğimizi biz mi belirliyoruz, yoksa herşey zaten belli mi? Cüz-i irade var mı, yok mu? Dinimizdeki kadercilik anlayışı, yeni dünya öğretilerindeki “sen yaratıcısın, zihninde yarattığın gerçek olur, söz büyüdür vb.” inançlarla taban tabana zıt mı?

Bu konu üzerine yazıldı mı, çizildi mi, bilmiyorum? Mutlaka yazılmıştır. Benim karşıma çıkmadı. Ancak, yakın dönemde bu konuda ani bir idrak oluştu bende. Zihnimde bir ampul yanıverdi adeta.

Ben zihnin yaratıcı gücüne inanıyorum, çünkü deniyorum ve oluyor. İsteklerimi zihnimde canlandırıyorum, olmuş gibi şükrediyorum, bunları yazıyorum bir kenara ve hop, tam da tarif ettiğim haliyle gerçekleşiveriyor. Bir değil, iki değil, çok defalar başıma geldi. O kadar ki, artık şüphe bile etmiyorum. Gerçekten çok istediğim şeyler gerçek oluyor. AMA… bazı isteklerime kavuşmak için, zihnimde görselleme, olmuş gibi kağıtlara yazıp şükretme, isteklerimin resimlerini çizip duvarıma asma gibi çalışmalar yapabilirken, benim için iyi olacağına inandığım diğer bazı isteklerim için ise kılımı bile kıpırdatamıyorum. Hatta, bu istediğimi sandığım şeylere kavuşmak üzere elime fırsatlar geçtiğinde, karnıma ağrılar giriyor ve ne yapıp edip, bu fırsatları tepiyorum.

Ne garip, değil mi? Örneğin, bir çocuk sahibi olmak isteğim o kadar net ve kuvvetliydi ki, adeta vücudumun her bir zerresi ile çocuk istiyordum. Hatta, sanki kalbimin orta yerinde göğüs kafesimde kocaman bir delik vardı ve bu deliği ancak bir çocuk doldurabilecekti. İlk çocuk için biraz uğraşmamız gerekti, yardım alarak çocuk sahibi olabildik. Bu iş uzadıkça benim isteğim de katmerleniyordu. Bu isteğime kavuşmak için tam iki yıl boyunca her türlü zihin egzersizini yaptım. Her sabah işe giderken yarım saat erken uyandım, her sabah yolumun üstünde bir pastanede oturup yarım saat boyunca defterime, bir çocuğum olduğu için şükürler olsun Allah’ım, diye yazdım. İki yıl, her sabah… Kaç defter dolusu yazdım, en az üç dört… Çocuğumun saç rengini, göz rengini hayal ettim, suratını görselledim… Henüz ortada olmayan çocuğumun geleceği için, kaderinin güzel, sağlığının yerinde olması için dualar ettim. Ve en nihayetinde kızıma kavuştum, çok şükür.

Ama, bir başka isteğim için bunların hiçbirisini yapmak gelmedi içimden. Yok, zilç, ı-ıh olmuyor… Kendimi zorluyorum ama yok, olmuyor, dua bile edemiyorum bu iş için.

İşte aydınlanma bu farkındalıkla oluştu. Allah benim gönlüme bazı istekleri düşürmüş ve bunlar benim kaderim. Bu istekler o kadar güçlü ki, zihin gücümle onları olduruyorum. İste, vereyim, demiş Allah. Fakat, bazı istekler de gönlüme düşmemiş. Örneğin, toplumun, ailemin, eğitim hayatımın tüm yönlendirmelerine karşın, istediğimi zannettiğim kurumsal bir firmada yüksek kariyer yapmak, aslında benim gönlüme/kaderime yazılmamış. Bu sadece dışardan bir dayatma bana, istediğimi zannediyorum, ama özümde istemiyorum. Bu nedenle, bu sözde isteğim için dua bile edemiyorum. Geçtim dua etmeyi, bana kurumsal bir firmadan, yüksek bir pozisyon teklifi geldiğinde karnıma ağrılar giriyor ve illa ki bu işi reddediyorum.

Kısacası, çok ama çok istediğimiz şeyler aslında zaten bizim kaderimize yazılmış. Bunlar kaderimize yazılmış olduğu için bunları çok istiyoruz ve bu yoğun istek enerjisi ile de onları hayatımıza çekiyoruz.

Bu idrake varmak neden bu kadar zamanımı aldı? Uzunca bir süre, toplumun bana dayattıklarını ben de istiyorum zannettim. Yine kariyer örneğinden gidecek olursak, aslında yüksek kariyer yapmayı ben kendim istiyorum sandım. İstemesine istiyorum da yükselmekle ilgili korkularım var ve bu korkuların üzerine gitmeliyim, diye inandım. Ancak, zaman içerisinde bunun korku ile, tembellik ile bir ilgisi olmadığını, sadece böyle bir isteğe, özümde sahip olmadığımı anladım. Nasıl mı? Son ayrıldığım işimi gerçekten çok seviyordum, bu işte uzunca süredir çalışıyordum ve üstelik işimi iyi de yapıyordum. Belki koşullar gereği henüz terfi almamıştım ancak, bir müdür yetki ve sorumlulukları ile çalışıyordum. Gördüm ki, iyi bir iş çıkarabiliyordum, kısacası bir korkum falan yoktu. Ama, her gün işten ayrıldığımı hayal ediyordum. Neden, niye? Çünkü, bu benim kaderim değildi. Beni heyecanlandıran başka bir yol vardı. Toplumun bana dayattığı bu yolu başarı ile yürüyordum ama bedenimin her zerresi, ruhum, aklım, kalbim beni bu diğer yola çekiyordu. Bu çekim o kadar güçlüydü ki, buna karşı durmak imkansızdı. Kaderim (gönlüme düşmüş olan bu arzu) beni çağırıyordu…

Ben her gün sağlık ve huzur istiyorum Allah’tan. Her insan bunu ister değil mi? HAYIR! Her insan bunu istemiyor. Huzur istemeyen insan var, tanıyorum. Huzuru sıkıcı buluyor, heyecan istiyor, macera istiyor, inişler ve çıkışlar istiyor, duygularını uçlarda yaşamak, bunu deneyimlemek istiyor. Kurban psikolojisinde olan bazı insanlar da üzüntüyü, acıyı, talihsiz olayları deneyimlemek istiyorlar. (Elbette her acıyı istedik de hayatımıza çektik demiyorum. Büyük acılar yaşayanlar var, bunu istemiş olamazlar. Orada başka bir evrensel yasa devreye giriyor olmalı… üstüne düşünmek lazım)

İşte böyle sevgili okur. Geldiğim noktada şunu söyleyebilirim ki, kader var ve kader aslında senin gönlüne ekilmiş istek tohumlarından ibaret. Şu durumda, çekim yasası diye birşey de var. Yani, isteklerini hayatına çekebiliyorsun. Ama, önemli nokta şu ki, sadece gönlüne ekilmiş olanı, alnına yazılmış olanı isteyebiliyorsun. İlginç değil mi? Seni yaratıcı/küçük bir Tanrı ilan eden yeni dünya öğretileri ile seni aciz bir kul olarak gören dini öğretiler aslında aynı şeyi söylüyor. Şu durumda aciz bir kul muyuz, yoksa kudretli bir yaratıcı mıyız? İşte bu noktada, “Allah birdir” ne demek, bunun üzerine düşünmek lazım. Allah bir ise, sonsuz ise, herşeyi kapsayan ise Allah’tan başka hiçbir şey yok demektir. Sen yok, ben yok, sadece Allah var. Yani, hem kudretli yaratıcısın hem de aciz bir kul. Hayırlı olsun :)

 

Bu yazı Günlük kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.