23 Nisan 2015 – Perşembe – İki Çocuklu Hayat

Üç dört gün içinde Timur tam iki aylık olacak. Bugün bize gülümsedi. Ya da ona benzer birşeyler yaptı. Bazı günler tam bir kaos halinde geçiyor, bazı günler daha keyifli. İki çocuklu olmak kolay diyemem. Bununla beraber, zaman zaman çok da eğlenceli. Yani karmakarışık duygular içindeyim. Geçen bir blogger anne durumu çok güzel ifade etmiş, her an küfretmekle şükretmek arasında gidip geldiğin tuhaf bir durum, annelik.

Lohusalık tam geçmedi herhalde, duygusal, evhamlı, endişeliyim. Genelde, ya çocukların başına bir iş gelirse diye evhamlanıyorum, bazen de kendim veya Osman için tasalanıyorum. Endişeli olmak çok rahatsızlık veren bir ruh hali. Böyle zamanlarda hemen ana davet ediyorum kendimi. Düzenli yoga ve meditasyon şart!

İki çocuğa, yardım almadan bakıyorum, bakabiliyorum. Yine de akşamları İnci okuldan döndükten sonra, özellikle saat 6 ve 8 arası, tek başına idare etmek imkansız. O vakit Osman imdadımıza yetişiyor. Çünkü her an bi kriz patlak verebiliyor. Bir kere, bu iki saat zarfında Timur en yüksek perdeden ve durmaksızın ciyaklıyor. Gaz sancıları tam gaz… E İnci de bir yerden sonra zıvanadan çıkabiliyor, ki çocuk haklı, ben bile katlanamıyorum bazen. İşte o anlarda S.O.S veriyorum, Osman devreye giriyor, ikisinden birini devralıyor.

24 saat boyunca kucağımda 5 kiloluk bir karpuzla (Timur) dolaşıyorum. Bu nedenle belim sorun çıkarmaya başladı malesef. Bugün çok sancım vardı. Umarım kilitlenmez yine. Son senelerde iki üç senede bir, üç gün yatırıyor beni. Bu kez yatma lüksüm yok gibi.

Timur ilk günden beri tam gözlerimizin içine, bebeğine bakıyor. Çok garip, İnci ile göz teması kurabilmek için bir iki ay beklememiz gerekmişti. Bu çocuk niye bana bakmıyor diye dertleniyordum. Zaten İnci ilk doğduğunda fokuslanamıyordu, epey bir şaşıydı. Sonra zamanla geçti, bebeklerde normalmiş. Timur hiç şaşı olmadı ama ara ara meme emmek için heyecanlandığında falan mesela, şaşı bakabiliyor, çok komik oluyor.

Artık yavaş yavaş gezmelere başladık. Mesela, bugün 23 Nisan, İnci’nin okulu tatildi. Hava epey soğuk ve yağışlı olduğundan Maltepe Park AVM’ye gittik. CookShop’ta kahvaltı ettik. Orayı seviyoruz. Servis on numara, yemekler de lezzetli.

Aslinda, bir mekana notunu vermek için, işler ters gittiğinde nasıl hareket ediyorlar, gormek gerek. Biz Maltepe Park AVM’deki CookShop’a notunu verdik… Nasil mi? Bir aksilik yaşadık; İnci’yi tuvalete götürmüştüm, sifon su akıtıyordu foşur foşur, ben taharet musluğu açık kaldı sandım, musluğu kapayım derken meğer açmışım. O kadar tazyikliydi ki su, hem İnci’yi hem beni ıslattı. İnci’nin kıyafetlerini değiştirebildim de ben ıslak kotla kalakaldım. Şikayet ettim tabi. Özür dilediler falan. Kahve ikram etmek istediler, çok çay içmiştik, gerek yok dedik . Sonunda hesabınız yok, demesinler mi!.. Kallavi sabah kahvaltısı bedavaya geldi. Neşelendik, çıktık :) Hemen o parayı alışverişte gömdük… İnci’ye iç çamaşırı çorap, Timur’a emzik aldık. CookShop’u bu yüzden seviyorum. Bu tip şeyleri Four Seasons gibi markalar sık sık yapar ama CookShop’un da misafir memnuniyeti açısından bu kalibrede olduğunu görmek hoşumuza gitti, artık her hafta şikayet edecek birşey bulur, kahvaltıyı bedavaya getiririz :p şaka şaka…

Bazı yerlerde servis o kadar kötü ki, ağlamak istiyoruz. Mesela adı “M” ile başlayan bir dondurmacı var, hadi tam isim vermeyeyim. Oraya da ara ara kahvaltıya gideriz, bir çok şubesine gittim, hep aynı. Berbat! Yani yemekler lezzetli de servis berbat. Hele bir olay yaşadım ki akıllara zarar. Menemen sipariş etmiştim. Çatal bıçak servisi açtılar, menemeni servis ettiler. Ben de çatalla yemeğe başladım. Tam yerken arkamdan, başımın üstünden bir el uzandı, ve menemenime bir kaşık sapladı. Aa!.. Bu nedir yahu? Kaşığı vereceksen tabağın yanına koy, ben yemeğe başlamışken menemene saplamak da neyin nesi??? Ve bu hareketi bir başka gün yinelediler… Yuh!.. Dedim napıyorsun??? E menemeni kaşıkla servis ediyoruz, diyor. İyi de kardeşim yemeğime ne kaşık daldırıyon…  Bön bön bakıyor, sanki çok garip birşey söylemişim gibi.

Ay bugün komik birşey daha oldu. İnci’ye iç çamaşırı aldığımız mağazadan çıkarken alarm öttü, İnci önden fırlayıp gittiydi. Tezgahtar geldi, bizden bir daha geçmemizi istedi, ben geçtim pusetle, yok ötmedi, Osman geçti, yok o da ötmedi. Sonra İnci’yi çağırdık, o geçti, aa o da ne İnci ötüyor… Meğer bizim hatun beğendiği bir kutuyu almış elindeki poşete indiragandi. O da alışveriş yapıyor yani, bizden özenmiş :) Neyse, kutuyu bıraktık, İnci’ye neden her istediğini poşetine indiremeyeceğini açıkladık, olay tatlıya bağlandı…

İşte böyle. Ya ben ne diyordum? Ha, iki çocuk… Yapın yapın çok iyi birşey… (yapın da gününüzü görün hehehe)

 

 

Bu yazı Günlük kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.