4 Nisan 2014 – Cumartesi – İnci ile Timur’un Karşılaşması ve İlk 40 Gün

İnci’miz üç yaşındayken, Oğlumuz Timur, 27 Şubat 2015, Cuma günü, sabah saat 8:03’te dünyaya geldi. Kilo:3240 gr, Boy: 51 cm.

İnci ve Timur’u tanıştırmayı, İnci’nin doktoru Prof. Dr. Yıldız Perk’in önerdiği gibi yaptık, çok ta başarılı oldu. İnci’ye iki gün anneannede kalacağını, bizim bir iş gezisinde olacağımızı, pazar sabahı onu anneanneden alacağımızı söyledik. Böylece, hem ben doğumun ardından ilk iki günü sadece Timur’a ayırabilecektim (ki bu bir yenidoğan olarak Timur’un en doğal hakkıydı), hem de İnci’yi tüm hengameden uzak tutmuş olacaktık. En sancılı dönemimde benim için endişelenmeyecekti, tüm gelen gidenler Timur için olacağından kıskançlık ta duymayacaktı.

Hastaneden çıkacağımız günün sabahı, Osman İnci’yi almaya gitti, yolda ona Timur’un artık her an gelebileceğini söylemiş. Ben İnci’yi giyinmiş ve ayakta karşıladım. Timur hemşirenin kucağındaydı. Yani ilk resim, yatakta gecelikli bir anne ve kucağında meme emen yabancı bir bebek olmadı! Timur’un beşiğine İnci için aldığımız hediyeyi koymuştuk, İnci de elinde Timur için bir hediye ile geldi. Hediyeler değiş tokuş edildi. Aile fotoğraflarımız çekildi. İnci sanki yabancı bir çocuk için ordaymışız gibi hissetti, bir ara bana “Anne’cim Timur’un anne babası nerde?” diye sordu :)

Ve böylece eve geldik. Eve gelen giden misafirimiz pek olmadı. Bu aslında bizim avantajımızaydı bence. Günlük hayatımıza çarçabuk geri dönmüş olduk. Vay canına, bugün itibarıyla 36 günü devirmişiz bile.

İki çocukla hayat nasıl mı? Zor!.. Gerçekten zor. Timur’un yoğun gaz sancıları var. Akşamları 3 saat kadar kucakta ağlıyor. İnci tabi hafif hafif kıskanmaya başladı.” Anne beni Timur gibi taşı, anne beni de içine sok” (wrap sling’e girmek istiyor). Geceler çok hareketli. Timur benim yanımda yatıyor, İnci yan odada. Osman üst kata kaçtı, salonda takılıyor. Gece boyunca bir Timur uyanıp emmek istiyor, tam o uykuya dalmışken, bu sefer İnci uyanıyor, yanıma gelmek istiyor. Ben onu kucağıma alıp yatağına götürüyorum ve o uyuyana dek yanında yatıyorum, o sırada ben de uyuyakalıyorum tabi ama içerden Timur’un ağlama sesiyle kendime gelip yan odaya koşturuyorum.

Tüm bu zorlukların arasında bir sorunumuz daha var ki o da İnci’nin tuvalet eğitiminin hala devam ediyor oluşu. Tam altı aydır çalışıyoruz. Son altı ayda hayatımızda birçok şey değişti, taşınma, gebelik, yeni okul, kardeş… Belki de sebep bunlar, bilemiyorum, belki de hazır değildi İnci, ben acele ettim. Ama sonuç olarak hala “anne çişim var” diyemiyor. Ben oturtmuşsam, çişini tuvalete yapıyor ama es kaza çişi varken ben onu oturtmamışsam da direk altına yapıyor. Kısacası, her gün en az iki üç kaza var. Her gün çamaşır makinemiz çalışıyor. Kıyafetler eridi artık resmen. Herşeyimiz çiş kokuyor.

Aksilik bu ya, Osman’ın uzun zamandır katılmak istediği bir eğitim programı da bu döneme denk geldi. Kırkımız dolmadan on günlük bir eğitim için Prag’a gitti. Annem yardıma geldi, bende kaldı, elbette, ama aynı şey değil. Bir kere annem artık yaşlandı, onu yormak istemiyorum (ama yine de çok yoruldu), tabi Osman’ın yaptığı bazı şeyleri annem yapamadı, mesela İnci’yi okula götürüp getirmek (benim araba koltuğu takıntımdan ötürü), Dora’yı çişe çıkarmak gibi. Babam da evde yalnız kalamıyor, sanırım kaygı duyuyor bundan. Bizde de kalamadı, kanepede uyuyamadı. Sonuçta yarı annemlerde, yarı bizde kaldık. Ama annemlerin evi iki çocuk, bir köpekle kalmaya müsait değil. Ben günde dört kere, hem Timur’u, hem İnci’yi arabaya indir, bindir, ikisinin de gülle gibi çantalarını taşı, helak oldum. Güya lohusayım :)

Bu arada Dora da kum döküyormuş, o da çişlerini eve yapmaya başlamasın mı!.. Kabus!

Ama neyse ki dün Osman döndü, eğitimi çok başarılı geçmiş ve sertifikasını almış. Biz de düzenimize dönmüş olduk.

Şimdi Dora tedavi görüyor, bu süreçte de pansiyonda kalıyor. Tedavisi tamamlanınca onu da eve getireceğiz ve herşey yoluna girecek, umarım.

Şu anda hayat gerçekten zor, bununla beraber, şükürler olsun ki iki evladımız da sağlıklı sıhhatli.  BlogcuAnne’nin bir yazısı vardı, tünelin ucu ışığa çıkıyormuş, işte bana dayanma gücü veren de bu, ee n’aparsın umut dünyası!..

Bu yazı Günlük kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.