16 Eylül 2015 – Eylül’le Gelen

Timur 6.5 aylık. Dün dişi patladı. Onbeş gün evvel bizi korkuttu ufaklık. Rutin check-up’ta, ultrasonda, karaciğerinde bir kitle gördüler. MR istediler ama biz genel anesteziden çekindik. Kanda AFP baktılar (tümör taramasıymış) ve değer gayet iyi geldi. Ama tabi karaciğerde bir kitle var, ne olduğu belirsiz. Tamamen beyaz renkte olsa önemsizmiş ama bu yer yer siyah. Biz bunu kan testleri ve ultrasonlarla takip edeceğiz bir süre, duruma göre MR baktıracağız. Umarım temiz çıkacak.

Böyle kısa kısa yazıyorum ama tabii o tarihten itibaren kendimi toparlayabilmiş değilim. Üstüne bir de bitmek bilmeyen şehit haberleri, Güneydoğu’da Kürtlerin çektiği çile ve Suriye’li mültecilerin perişan halleri, Ege ve Akdeniz kıyılarına vuran çocuklar… Çok çok can sıkıcı, karanlık bir dönemden geçiyoruz. Dengede kalmak çok zor. Ben de gündelik hayatın rutin işlerine sarılmış durumdayım.

Evde grip var. Önce ben, sonra Osman ve şimdi de İnci hastayız. Önümüzde on günlük bayram var, okulumuz tatil, evde iki çocuk napacam, derken, İnci ateşlendi, bugün okula gidemedi. Bakalım yarın nasıl uyanacak, yine ateş varsa, biz buradan bayrama bağlanırız sanırım. İyi tarafından bakarsak, kalan üç kilo fazlamın yarısını bırakırım herhalde :)

Timur katı gıdaya başlayalı beri toparladı gibi, yüzde 3’lerde giden kilosu yükseldi. Bir sonraki doktor ziyaretinde göreceğiz bakalım. Bu arada son bir haftadır Dora’yı izlemeye, onunla ilgilenmeye, ona gülmeye başladı. Bir de geçen gün İnci ve Osman kanepede yastık savaşı yapıyorlardı, Tim de benim kucağımda oturmuş onları izlerken resmen kıkır kıkır güldü. Sanki onun bir oyun olduğunu bilip de oyuna katılmak ister gibi. Çok hoşuma gitti. 6 aylık bir bebek artık biraz da çocuk oluyormuş demek ki :) Zaten çok güzel kıkırdıyor, bayılıyorum. Her gün az az gıdıklıyorum onu, o da kıkırdıyor tatlı tatlı…

Ne güzel nefes çalışıp yoga yapıyordum, Timur’un check up’ıyla hepsi suya düştü. Zor zamanlarda beni kısa vadede en kolay yatıştıracak ama orta ve uzun vadede beni aşağı çekecek şeylere sarılıyorum. Mesela çay, kahve, karbonhidratlar, eskiden olsa sigara, alkol vb. Üstüne de hastalandım, öksürmekten nefes alamıyorum :( e bir de bayram var önümüzde, iki çocuk evde, çok yorulacağım. Yani işte epey büyük bir ara girdi malesef…

Bu ara kafamı kurcalayan şey şu, Doğan Cüceloğlu kitaplarında bahsediyor ya, bizim memlekette herşey -mış gibi, -mış gibi hayatlar yaşıyoruz. Özensiz işler, şişirme, kalitesiz… Bu beni çok rahatsız etmeye başladı. Mesela geçen gün Timur’u pusete koydum yürüyorum, bir baktım yeni bir mağaza açılıyor, işçinin biri merdivenlerin yanına rampa yapıyor, engelliler ve pusetliler için. Ama rampanın yere açısı 80 derece falan. Yani ne pusetli, ne tekerlekli sandalyede birinin destekle dahi oraya çıkma ihtimali yok. “Hayırdır,” dedim, “dağcılık mı yapılacak burada?” “Yap dediler yaptık abla,” dedi. Doğru işte, yap-mış olmak için yapılmış bir iş daha.

Yaptığım işi nasıl daha iyi yapabilirim, kafasına geçmek istiyorum. Şu anda ev işi ve çocuk bakımı ile meşgulüm, bunları nasıl daha iyi yaparım, şişirmeden, hakkını vererek… Hele ki evde bu disiplini kurabilmek çok zor. Tabi ben temizlik hastası olacak değilim şimdi, daha çok çocuklara daha iyi ebeveyn olabilmek hedefim. Küçük küçük adımlarla. Eğer elimdeki işi en iyi şekilde yaparsam, bulunduğum kabı doldurursam, su taşacak ve bir sonraki kabı doldurmaya başlayacak, yani ben bu oyunda bir sonraki level’a hakkıyla geçmiş olacağım.

Hayatıma hala sokamadığım ve sokmak istediğim ama bunun için aktif bir çaba göstermediğim, üşengeçliğin ve ertelemenin eteklerinde sürüklendiğim bazı işler var. Çöp ayrıştırmak, gönüllülük esasına dayanarak yaptığım düzenli bir iş (haftada bir saat dahi olsa), her gün yoga ve nefes vb…

İşte böyle. Sanırım bunları isteye isteye, yapamaya yapamaya yaşlanacağım. Ya da umarım HAYIR :)

 

Bu yazı Günlük kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.