27 Eylül 2013 – Yoga Hocalık Eğitimi ve Sahaj Marg

Cihangir Yoga Zeynep Aksoy 200 Saatlik Temel Yoga Hocalık Eğitimi’m 14 Eylül Cumartesi günü başladı. O hafta sonu, aşağı yukarı 45 kişilik bir sınıfta, sabah saat 9’dan akşam 7’ye kadar birlikteydik. Hani çok beklenti ile yaklaşılan şeyler hayal kırıklığı yaratır ya insanda, bu kez öyle olmadı. Yüksek bir beklenti ile başlamıştım derslere, ilk hafta sonu beklentimin karşılığını fazlasıyla aldım. Aklımda birtakım soru işaretleri vardı, onları da giderdim. Pazar akşamı, doğru yerdeyim, hissiyle ayrıldım dersten.

Beni en çok etkileyen şey, Zeynep Aksoy’un Yoga Metodu’nun Özü olarak anlattığı şu beş madde oldu:

1-      Hisleri takip et ve pozu bedene uyarla, bedeni poza değil. – TOPRAK

2-      Nefes hareketi desteklesin, nefesle hareket et. – SU

3-      Gevşek merkezle kök sal, uza, genişle ve bu dinamikleri sürekli araştır (Bandhalar) – ATEŞ

4-      Nefesi tutma, itip çekme, özgür bırak (Ujjai) – HAVA

5-      Gözleri tek noktaya odaklayarak yerleş (Drişti) – ETER

Z.A diyor ki: son zamanlarda her şey o kadar hiza hakkında ki, gözü odaklamak ya da akış atlanıyor.

Yani, aslında Z.A. öğrencinin çok fazla detay ile boğulmasına, gerekli gereksiz birçok bilginin aynı anda öğrenciye verilmesi suretiyle yoganın komplike gösterilmesine, öğrencinin akıştan koparılmasına ve kendi bedenine kulak vermesinin engellenmesine KARŞI!

Güzel, değil mi? Zira, benim kendi pratiklerimde de en zevk aldığım şey, nefesle akıyor olmak. Poza yerleşmek, pozda hizalanmak ya da herhangi başka bir sebeple akış durdurulduğunda o dersten bedenen keyif alamıyorum. Bu ben tabii, başka kişiler farklı hissedebilir. Bu arada, akış denilince akla Vinyasa geliyor, ama Hatha Yoga’da da belli bir akış var bence ve çok fazla sekteye uğradı mı, bir de bakıyorum ki nefesimi itip çekmeye, hatta tutmaya kalkmışım.

İki derse girip yoga gurusu olarak ahkam kesiyorum sanmayın. Bunlar tamamıyla benim (sübjektif) yorumlarım. Kendi pratiğimde, kendi bedenimde hissettiklerimle ilgili.

İlk hafta sonumuzun ardından bir dolu okunacak kitap ve uygulanacak pratik ödev ile evlere dağıldık.

Ödevlerimiz şöyle: Her gün 20 dakika meditasyon, 300 Kapalabatti ve 10 vakümlü udiyanabandha. Ve son olarak, bir kişiye 30 dakikalık yoga dersi vermem gerekiyor. Bir de okumalarımız var elbette.

Yarın ikinci buluşmamıza gidiyorum ve ödevlerimin tümünü yapmış olmanın gururunu taşıyorum içimde :)

Biraz önce bir kişiye 30 dakika yoga yaptırarak en esaslı ödevimi de tamamlamış oldum. Kişi annem, hehe… Zavallı kobayım benim. Ama dersin sonunda mata yatarak 30 dakika kestirdi. O kadar da zavallı değil yani. Mekan ev olunca gong mong çalmadım. Bıraktım uyusun.

Bizim 30 dakikalık ders rahat bir oturma pozunda kapalabatti ve sonrasında minik bir meditasyonla başladı. Ardından küçük ulolalarla öğrencimi ısıttım ve aya selam serisindeki hareketleri parçalara bölerek ufak tekrarlarla kendisine yaptırdım. Sonra tüm parçaları birleştirdik, nefesle akarak, bir kaç aya selam yaptık. Ardından ceset pozunda bacak kol kaldırma, yine nefesle bir kaç tekrar. Ve bacakları karnına çekerek iki yana bırakmak suretiyle omurga burgusu veee ceset pozunda dinlenmece. Kendisinin üzerini de örttüm, hoş kokulu bir kolonya ile (elimde uygun esanslı yağ yoktu :) ensesine dokundum ve onu son dinlenmeye davet ettim. A bir baktım uyudu gitti.

Sonra geribildirim istedim. Ayak parmaklarını takarak oturma pozunda rahatsız olmuştu, bilekleri altına bir battaniyeyi rulo yaparak koymama rağmen canı yandı ve onu çok kısa süreli yaptık. Ama, illa pozu yaptıracağım diye ısrarlı olunmamalı herhalde. Onu kenara not ediyorum!

Acaba hareketleri önce bana göstersen sonra mı yaptırsan, dedi. O vakit de akıştan kopacaktık. Ben hareketi hem kendim yaptım, hem de anlattım. Zira sadece anlatmaya kalktığımda kafası karışacaktı, sadece göstersem bu sefer de beni görebilmek için boynunu incitecekti. Ama şunu kenara not ettim, pozları daha basit ve net anlatabilir olmalıyım. Bir de, aya selamlarda kendim de hareketi yapmazsam kafam karışabiliyor. Bunlar deneyimle aşılacak herhalde. Çocuk pozunda ve aşağı bakan köpekte el ile müdahele ettim. Ellerin, ayakların yere köklenmesinden, boynun omurganın doğal uzantısı halinde tutulmasından, omuzların yuvalarında kulaklardan uzak tutulmasından söz ettim. Bunlar dışında nefes ile harekete başlayarak, nefes ile akması gerektiğini vurguladım.

İlk ders böylece bitti. Kesinlikle kolay bir iş değil, ama derse başladım, kontrollü olarak bitirdim. Planladıklarımın tümünü yaptırdım ve kobayım genel olarak dersten mutlu ayrıldı. E ilk ders için iyidir yahu :) Ne dersiniz?

Şimdi konuyu biraz değiştiriyorum…

Geçenlerde enteresan bir şey daha oldu. Geçtiğimiz hafta cuma günü kardeşim beni aradı. Hızlı hızlı ve heyecanlı bir biçimde, arkadaşının ona önerdiği, evlerinde gönüllü olarak meditasyon yaptıran yabancı bir karı-kocadan söz etti. “N’olur gidelim, sen de gel, hem yerleri Cihangir Yoga’nın hemen arkasındaymış, n’olur, n’olur,” dedi. Aslında, bu kadar yalvarmasa da evet derdim ama, yalvardı daha iyi oldu, biraz nazlanarak evet dedim :)

Kadınla irtibat kurduk, randevu ve adres aldık, ertesi pazartesi, annem, kardeşim, eniştem ve ben evlerine gittik. Kapıyı incecik, uzun boylu, kocaman gözleri ve güler yüzü olan Hintli bir kadın açtı. Hemen bizim ardımızdan kadıncağızın eşi de geldi. O da ince, minyon, yine dingin ve içten bir gülümsemesi olan Fransız bir Bey. Cihangir Yoga’nın arkasındaki yokuşun tepesinde bir binanın teras dubleksinde oturuyorlar. Evde neredeyse hiç eşya yok. Camlar sonuna dek açık. Muhteşem bir manzara. Öyle böyle değil ama, gerçekten muazzam bir İstanbul manzarası. Zaten o yarımada boğazı bir baştan öbür başa görmesi ile ünlü ya. Büyüleyici. Teras katında bir masanın etrafında oturduk, bize sistemi anlattılar. Üç gün boyunca evlerine gelip 45’er dakikalık meditasyon yapacakmışız, ardından en az üç ay bize verdikleri meditasyon ödevini kendi evimizde yapmalıymışız. Detayları: www.sahajmarg.org adresinde bulabilirsiniz.

Sonuç olarak bir tek annem ve ben devam edebileceğimizi söyledik, kardeşim üç gün arka arkaya gelemeyecekti. Melisa’mın okulu nedeniyle. Onu belki Bayram’dan sonra gelmesi üzere uğurladık. Stan Lajuige, kadının eşi, sistemi anlattıktan sonra işine döndü ve öğleden sonrayı Keerthi Lajuige ile baş başa geçirdik. Üç gün boyunca önce annemle 45 dakika oturdular, karşılıklı, gözler kapalı. Ardından benimle.

Allah’ım, meditasyon yapamayan ben için 45 dakika gözler kapalı oturmak nasıl bir deneyim, size anlatamam. Sıkıntıların doruklarında savruldum, düşünceler geldi, düşünceler gitti, onları önce kovaladım sonra yoruldum  ve durdum. İçimden saydım, içimden sustum. Gözlerimi aralasam mı diye kendimle savaştım. Dur şu boğazın tepesinde süzüleyim dedim, manzaraya doğru kuş oldum uçtum, sonra oturduğum yerde ayaklarım uyuştu, oturduğum pozu değiştirdim. Durdum, gözlerimi araladım, baktım Keerthi son derece dingin karşımda oturuyor. Üstelik benden önce de annemle oturmuş yine 45 dakika. O oturabiliyorsa ben de otururum dedim, gözlerimi yumdum. Ve başardım, üç günü başarıyla tamamladım. Ha medite oldum mu? Ne gezeeer… Sadece yoğun bir sıkıntı duygusu ile baş etmeye çalıştım. Ama bu hisler normalmiş. Evde her sabah 30 dakika, her akşam 30 dakika olmak üzere günde iki oturum meditasyon yapmaya söz vererek ayrıldım. Dün bütün iyi niyetimle meditasyona oturdum, sabahkini yaptım ama akşam 16’ıncı dakikada yoğun aksırık krizi ile meditasyonu durdurdum. Üzerinize afiyet biraz grip oldum da :( Bu sabahki oturumda da aksırık engeline çarparak meditasyonu yarım bıraktım. Ama yılmak yok, akşam kız uyuyunca yine oturacağım.

Aslında, bu benim için harika bir zamanlama oldu. Meditasyona alışmak, zihnimi, o hiç susmayan zihnimi dinginleştirebilmek harika olacak. Keerthi bugün Hindistan’a gidiyor, döndüğünde bana sms atacak ve yeniden bir araya geleceğiz. O gelene kadar ben de ödevlerimi yapayım bari.

Geçen sene Yogarooms’da Yara’nın Raja Yoga ile ilgili bir Workshop’u vardı. O zaman evde pratik yapacağıma inanmıyordum, hazır değildim buna, o nedenle Workshop’a katılmamıştım. Bu sene yine yeniden karşıma çıktı ve hop kendimi içinde buluverdim. Her işte vardır bir hayır işte… Her şey kendi zamanında. İşte böyle.

Bakıcımızın ardından önce İnci, sonra ben grip olduk. Ama yine de yarınki yoga buluşmamıza gidiyorum. Maske takıp bir köşede oturacağım, ne yapalım. Ders kaçırma lüksüm yok! Ne azimliyim yahu, gurur duydum kendimle bak şimdi 😉

Hepinize harikulade bir hafta sonu dilerim…

Bu yazı Günlük kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

27 Eylül 2013 – Yoga Hocalık Eğitimi ve Sahaj Marg için 1 cevap

  1. Geri izleme: Sabır mı, kabûl mü?.. | Vote-Often.com

Yoruma kapalı.