Vazgeçmem Asla Senden

(saçma bir çiziktirme)

Kahvemden bir yudum aldım. Bir süre, pencereden içeri süzülen gün ışığında dans eden toz zerreciklerini izledim. Akıllı telefonumu sessize alıp yüzüstü bıraktığım ender anlardan biriydi. Gözlerimi kapatıp ayaklarımı uzattım. Güneşin sıcaklığı ayaklarımı ısıttı, kapalı gözlerimin ardında, göz kapaklarımda kırmızılar ve turuncular oynaşıyordu. Sıcak iliklerime dek işlemişti. Telefonuma sarılmam için beni sürekli dürten iç sesimi dinlememek için direndim. Kahvemden bir yudum daha aldım. Bir süre sonra, bedenim giderek ağırlaşan bir çuval gibi berjere yayıldı. Bacaklarım, kollarım öylesine ağırlaşmıştı ki, fincanı sehpaya bırakmam gerekti. Artık istesem de kolumu, bacağımı hareket ettiremiyordum. Nefeslerim derinleşti, yavaşladı. Nefes almakla almamak arasında bir yerdeydim. Sanırım, nefes kendiliğinden içime girip çıkıyordu, sessiz bir hırsız gibi, hiç çaktırmadan. Benim ufacık bir çabam yoktu. Bir renk, samandan yapılmış eski defter yapraklarından hatırladığım bir sarıya boyandı kapalı gözlerimin ardından gördüğüm herşey. Bir koku, geçmişten, belki önceki hayatlardan kalma eski, tatlı, yapışkan, sıcak bir koku kapladı her yanı. Bir his, bir hatıra, kalbimi çarptıran bir anı, aniden geldi gözlerimin önüne. Heyecan, korku, derin bir neşe, bir coşku kapladı içimi. Ve geldiği gibi gitti, kayboldu yine bu hisler. Telefona uzandım hemen, sosyal medya hesaplarıma bakıverdim çabuk çabuk. Yine o uyuşuk hale dönecekken, kalktım, bir bardak su içtim ve ceketimi kaptığım gibi kendimi dışarı attım. Telefonumu, yüzüstü sehpada bırakarak dışarı çıktım. Epey bir süre yürüdüm, eve, telefonuma kavuşmak için, hızlı hızlı. Aklım hep ondaydı, telefonumda. O olmadan eksik ve yalnızdım. Ne kadar kaçarsam, o kadar çağırıyordu beni. Eve döndüm, onu elime aldım, ceketimi ve ayakkabılarımı çıkarmadan daha, aldım onu elime. Kanepeye attım kendimi, haketmiştim artık, bir saat kadar internette sörf yaptım. Uyuştum, rahatlar gibi oldum bir süre, sonra kalkmak istedim başından, kalkamadım, “hayır, kalkamazsın,” diyordu bana, “bugün beni ihmal ettin çok, şimdi sıkılsan da bana zaman ayıracaksın.” Ellerim uyuşana kadar boyun eğdim ona, sonra elimden bırakmayı başardım. Bir sonraki sefere kadar, özgürdüm…

Bu yazı Hikayeler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.