23 Aralik 2013 Pazartesi – Sorgulamalar

Yogadan mıdır, yoksa gökyüzündeki gezegenlerin konumundan mı bilmem, şu sıralar, didik didik kendimi sorgulamaktayım. Ve kendimle ilgili, minik minik bir dolu şey fark ediyorum. İtiraf etmeliyim ki, bir kısmı beni hiç de mutlu etmiyor. Hatta bazen, bu ben miyim, hakikaten bu ben miyim, diyorum.

Geçenlerde yazdığım: Tüm Çıplaklığı ile 2013-2014 Ben ve Yeni Yıl Çözümlemelerim  başlıklı yazımda da söz ettiğim mesele var ya hani, herkese yaranma, cici kız olma halim, şu sıralar beni fazlasıyla rahatsız ediyor.

Mesela ben “bencil” bir insanım. Hem daha az bencil olmak için, hem de aman, kimse bunu anlamasın, diye müthiş çaba sarf ederim. Ve bu çaba beni yorar. Ay, ya karşımdaki benim bencil olduğumu anlarsa ve beni sevmezse, diye ödüm kopar. Oysa her insan bir miktar bencildir, değil mi? Benim bencilliğimin seviyesini tam tarif edemem, çünkü göreceli, sana göre çok, ona göre az gelebilir. Bilemem yani. Ama bencilim!

Mesela ben, spontan yaşayan bir insanım, bugün bir şeye karar verip, yarın fikir değiştirebilirim. Aman, bu yönümü de açık etmeyeyim, ya beni sevmezlerse, diye gerilmekten çatlayacağım.

Ben çok konuşan, heyecanlı, tutkulu bir insanım. Bugün bir fikrini çok beğenebilir ve “ay evet mutlaka yapalım, hatta haftaya bunu yapalım,” diyebilir, ama oturup etraflıca düşününce, bunun şimdilik benim için mümkün olmadığına karar verebilirim. Ay, aman, ya benim söz verip tutamayan biri olduğumu öğrenirlerse, ya beni sevmezlerse, diye üzüm üzüm üzülürüm.

Sonra ben, unutkan bir insanım, “ya sevdiklerimin özel günlerini atlarsam, ya bana anlattıkları, onların hayatlarıyla ilgili önemli bir detayı unutursam, ya benim onlara değer vermediğimi düşünürlerse, ya beni sevmezlerse artık, ya…” derim…

Ben “hayır” demekte zorlanırım, ben birinden hoşlanmasam da kimsenin yüzüne surat asamam, yani mutlaka gülümserim, sanki biri ile göz göze gelip ona gülümsemezsem çok çok çok büyük bir ayıp etmiş olurum gibi hissederim. Ama bir taraftan da, ya benim sahte olduğumu düşünürlerse diye endişelenirim.

Ben, benden büyüklere, öğretmenlere “siz” derim, “hanım, bey” derim. Bunu aşmak istedikçe komik duruma düşerim, bir gün “siz” deyip öteki gün “sen” derim ve benden yaşça büyük birine, bir öğretmene, müdürüme vs. “sen” dersem ve ona ilk adı ile hitap edersem, sanki ona hakaret ediyormuşum gibi hissederim. Herkes “sen” der, ben “siz” derim, ama “sen” demek isterim, debelenirim.

İşte, geçen günkü yazımda da dedim, insanların yüzüne karşı söyleyemediğim kızgınlıklarımı, kırgınlıklarımı, yakınımdaki başka bir kişiye söylerim. E bu da dedikodu oluyor, değil mi? Yani, benimle ilgili olmayan, özel bir problemlerini, anlattıkları özel bir şeyi söylemem. Beni kızdıran, sinirlendiren bir davranışları olursa, bunu yüzlerine söyleyemem ve o kızgınlık, kırgınlık boğazıma düğümlenir, rahatlayabilmem için bu kızgınlığı başka birisine akıtmam gerekir, ona anlatırım. Anneme göre bu dedikodu değilmiş, rahatlayabilmek için insan bunu yapabilirmiş. Ha bir de anneme göre bunları burada yaza yaza hiç arkadaşım kalmayacakmış :p

Kısacası, benim için herkesin beni sevmesi, onaylaması hala çok önemli. Bu mevzu beni çok yorduğundan, nedenini sorguluyorum. İlerde kızımın da bu konuda sıkıntı yaşamasını istemem. Mesela Osman çok net biri. Aman beni sevsinler, diye bir derdi yok. Umurunda bile değil. Seven sever, sevmeyen gider. Hiç dert değil yani onun için. Ben niye böyleyim?

Sorguluyorum. Ben hep, aferin kızıma, diye büyütüldüm. Annem ve babamdan o aferini duymak o kadar önemliydi ki, bütün okul hayatım boyunca hep o aferin için çalıştım. Ama bir kırılım yaşadım ve üniversiteyi bitirdikten sonra, annem ve babam için değil, kendim için yaşamaya başladım. Ama, demek öyle bir derinlere işlemiş ki onaylanma ihtiyacı, hala beni tırtıklıyor.

Hani yaşam koçları sorular sorar ya:

– Onaylanmazsan ne olur? Beni sevmezler.

– Seni sevmezlerse ne olur? Yalnız kalırım.

– Yalnız kalırsan ne olur? Bilmem, ne olur?..

Mesela biri benim için, Tuğçe mi, ay o çok bencildir, söz verip tutmaz, yüzüne güler ama arkandan konuşur, dese???

Ayyy, çok canım sıkıldı yahu, demesinler öyle.

– Niye? Desinler, n’olur?

Ama ben iyi bir kızım. Aynı zamanda da iyi biriyim.

– Kız mı? Koca kadınsın ayol, küçül de cebime gir.

Koca kadın mıyım? Gerçekten mi? Kendimden koca kadın diye söz etmek o kadar garip geliyor ki, anlatamam.

– Alışsan iyi olur, 2014’te 36. yaşını dolduruyorsun ve 37’den gün almaya başlıyorsun.

Haddi be, ohaaa…

Tamam, o halde ben biraz bencil, ara ara kızgın, bazen sahte, unutkan ve arada da sözünde durmayan koca bir kadınım. Evet, evet, yaşasın, ben buyum…

 

 

Bu yazı Günlük kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

23 Aralik 2013 Pazartesi – Sorgulamalar için 1 cevap

  1. emel der ki:

    Kendimi okudum… :)

Yoruma kapalı.